MAKALELER   

Müzik Yarışmaları ve Medya

MÜZİK YARIŞMALARI VE MEDYA

 

* Orçun Berrakçay

Dokuz Eylül Ünv.GSF.

Müzik Bilimleri Anabilim Dalı

Yüksek Lisans Öğrencisi

13.11.2006

Yarışma

Yarışma, diğerinin gücüne karşı karşılıklı bir uğraştır. Hayatta kalmak gibi biyolojik zorunluluğun dışında başarmak amacıyla, ödüle, hedefe yada egemenliğe ulaşma mücadelesidir. Hem içsel hem de harici ödülleri kapsaması açısından yarışmalar verimli olabilir. İş egemenliği ve politik güç, insanlar arasındaki rekabeti içine alır. Ek olarak harici semboller, plaklar, rozet, ödül ya da övgü, kazananlara verilebilir. Böyle sembolik ödüller spor ve akademik yarışmalarda olduğu gibi, yarışma içinde öncelikli içseller olarak kullanılır. Genelde ödüller geniş bir aralıktadır fakat her zaman yardım etmeyi pekiştirir. Bu da bir katılımcının diğer katılımcılar üzerinde olan avantajı olarak tanımlanır. Bir diğer anlamıyla Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “yarışma ticarette üstünlük kazanma çabası”dır. Bu tanım eğlence kavramının tamamen dışında, bireylerin birbirlerine ekonomik açıdan üstünlük göstermek istemeleriyle ilişkilenir. Maddi açıdan güçlü olma hırsı bu tür yarışmaları doğurmuştur.

            Örgütlü yaşamla birlikte ortaya çıkan yarışmalar kapitalizm öncesinde eğlence amaçlı yapılıyordu, amaç toplum içinde birlikteliği sağlayarak haz almayı sağlamaktı. Bu da parasal destekli müzik olayına  örnek gösterilebilir, çünkü yarışmaların sonucunda kazanan kişi ödül kazanır, teşvik niteliğindedir. “Kazançtan çok eğlence, prestij ya da etkileyici tutumlarla daha ilgili olan aracılarla uzun süreli dönemler için bağlandığı görülür.” (Kaemmer 1993:22)

            İnsanların yarıştırılması olayı, toplum içinde yaratılmaya çalışılan bir eğlence olarak görülse de, yarışan bireyler açısından bunun karşılığı “rekabet” tir. Rekabet, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “Aynı amacı güden kimseler arasındaki çekişme, yarış” şeklinde tanımlanır. Esas sorun bireylerin neden bu rekabet ortamı içinde olmak istemeleridir. Hangi faktörler “bu yarışta ben de olmalıyım” düşüncesini oluşturuyor. Kapitalizm ile birlikte gelen ekonomik güç, sermaye sahiplerinin yönetime egemen olduğu sistem içerisinde yönlendirici oluyor. Kapitalistler her türlü ideolojik aracı kullanarak bireyciliği, bireysel kurtuluş hayallerini topluma aşılıyorlar. Şans oyunları, ödüllü yarışma programları bunların sonucu olarak kendisini gösteriyor.

Sermaye sahiplerinin geniş kitlelere hitap etmesi ise medya aracılığıyla gerçekleşiyor. Müzik böylece tecimsel hale  geliyor. “Müzik ile dinleyici arasında köprü olarak iş gören bir aracının etkinliklerinin karakterize ediliyor. Müzik, arz-talep ilişkisine ve kazanca ağırlık verilen, alınıp satılan bir mal olarak görülüyor. Bu kompleksler modern kapitalist ekonomide ön plandadır ve kayıt, radyo ve müzik endüstrisini gerektirir. Ama yine de, başlıca kar amaçlı müziksel bir olay düzenleyen herkes tecimsel müzik olayına karışmış olur.” (Kaemmer 1993:23)

            Televizyonda  Eğlence

Eğlence, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde, “Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey” olarak tanımlanır. Kimi insanlar için boş zamanlarını değerlendirmek için bir uğraş alanında zaman geçirmek  olmasına rağmen, kimileri için ise kültürel bir faaliyetten haz almadır. Her ikisinde de ortak amaç mutlu olmaktır.

Televizyon, günümüzde artık güçlü bir bilgi ve eğlence aracı olmuştur. Her ülkede, düzenli olarak bilgi, kültür ve eğitim programları olduğu kadar filmler ve çeşitli eğlence programları yayınlayan, kamuya ait ya da özel, bir ya da birden çok televizyon şebekesi kurulmuştur

“Kitle iletişim araçlarının büyük gücü bugün temsil ettikleri teknik olanaklar ve içlerinde bulundukları değerler arasındaki olağanüstü homojenliğe dayanmaktadır. Böylelikle kitle iletişim araçlarının doğurduğu tezatın görülemez hale gelmesi –ki bu da bu ideolojinin hedefidir –için bütün şartlar bir araya toplanmış olur. Ama zayıflıkları da, bir yandan varlıklarını bugünkü şekilleriyle doldurdukları boşluğa borçlu olmalarıdır. Böylece belki de insan faaliyetinin geçici şeklinin en iyiye veya en kötüye yönelmiş halini oluştururlar.” (Charon 1992:182)

            “Ticari televizyona gelince; eğlence misyonu içinde, sadece “ekmek ve sirk oyunlarının” (Çöküş devrinde Romalıların hükümetlerinden istedikleri tek şey) modern versiyonu olan yarışmalar ve eğlencelerin günlük tüketiminde zorlayıcı olacaklardır. Yine de televizyon “istem dışı” bir avantaj sunacaktır: yalnız başına yaşayanların derin sıkıntısını, çiftlerin can sıkıntısını bir şeylerle doldurmaya ve aile çatışmalarını yatıştırmaya yarayacak kof bir hizmet verecektir. Televizyon, dünyanın değişimi konusunda yetersiz kalışımız duygusunu tatmin edecektir. Kahramanlarla özdeşleşmeyi kolaylaştırarak, ünlülerin yaşamına girmeyi sağlayarak, güçlülük izlenimi verecektir. Ayrıca iletişim araçları, olayların akışına müdahale etmektedirler ve artık bu değişim, aktarım işlevini yerine getirecektir.” (Charon 1992:186)

            “Genel eğlence çok yönlü olmakla birlikte, önemli bir kategoridir. Bu kategori çoğu kez farklı ek bölümlerle desteklenen, temelde şarkıcı ve grupların sunulduğu “müzikal gösteriler”, çoğunlukla müzikal bölümlerle desteklenen ama komediye ağırlık veren “varyete gösterileri”, çok farklı biçimlerde yarışma ve halka açık oyun türleri ile  (halkın katıldığı “salon oyunları”nın çağdaş uyarlamaları gibi”) aynı rekabetçi biçimdeki soru-cevap gösterilerinden oluşan “oyunlar ve yarışma oyunları”; ayrıca her zaman “tartışma ve “magazinler”den ayrı tutulması kolay olmayan, ancak geleneksel olarak ayrı bir biçimde tanımlanıp eğlence olarak sunulan, konu ve üslubu “gösteri dünyası”na sıkıca bağlı ve genellikle geç saatlerde gösterilen bir kategoriye, yani “Talk Show” gibi alt kategorilere ayrılabilir.” (Williams 2003:67)

            “Şaşırtıcı miktarda televizyon, oyun ve eğlencenin daha önceki biçimlerinin programlaştırılmış uyarlamalarını içerir. Aslında ortadan kalkmış olan pek çok salon oyunu, televizyon şovları halinde tekrar oluşturuldu; her tür yarışma ve tahmin oyununun yapımında kullanıldı. Çoğu durumda, değişiklik, daha önce bir grup ya da aileye ait olan faaliyetin neredeyse tümüyle kamuya sunulmasını içermiştir. Yeni özellikler, sunucu (ki daha önceki tören yöneticileri ilk biçimleriydi) ve en önemlisi, büyük miktarda artan ödüllerdir. Pek çok reklamın düşünce yapısı ve gelenekleri ile pahalı ödüller ya da büyük miktarda para için oynanan, bu genellikle basit oyunlar arasında doğrudan kültürel bir bağ vardır. Gerçek grupların oyun ve eğlenceleri, ancak şimdi kazançlı olan önemsiz yarışma gelenekleri şeklinde tasarlanıp genişletilmiştir.” (Williams 2003:58)

            “Ama daha başka ve daha derin değişiklikler de olmuştur. Örneğin The Dating Game (Randevulaşma Oyunu) gibi şovlarda karı-kocalar, ebeveynler ve çocuklar gibi olası çiftler arasındaki farklı ilişki türlerinin spekülatif taklitleri gelenekleştirilir. Yargı ve seçim gibi insan anlayışının sıradan süreçleri, bazı olaylarda diğerleri ve daha eskilerin de olduğu gibi kaygısızca; önemli sayıda olayda ise tasarlanan sıkıntı ve olası kazanç materyaline çevrilen ilişki şeklinde başkalarının eğlencesi için tasarlanmış oyunlara dönüştürülmüştür.” (Williams 2003:59)

            “Televizyon eğlendirici olmasından öte, eğlenmeyi, her türlü deneyimlerimizin temsilinin doğal çerçevesi haline getirir. Televizyon aygıtımız bizi dünyayla hep yakın ilişkide tutar, ama bunu bize gülümseyen çehremizin hiç değişmediği bir yüzle yaptırır. Sorun, televizyonun bize eğlendirici temalar sunması değil, bütün temaların eğlence olarak sunulmasıdır ve bu da bambaşka bir sorun oluşturur.” (Postman 1994:99)

            Eğlence, televizyondaki her türü söylemin üst-ideolojisidir. Neyin gösterildiğinin ya da hangi bakış açısının yansıtıldığının hiçbir önemi yoktur; her şeyin üstünde tutulan varsayım, hepsinin bizim eğlenmemiz ve haz almamız gözetilerek sunulmasıdır. (Postman 1994:99)

            Televizyonda Estetik

            “Televizyonun estetik değerler üzerindeki etkisi sorunu oldukça karmaşıktır ve onun bir kitle iletişim aracı olma özelliği ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Bir teoriye göre televizyon, görüntülerin yeni olanını ve düzeylisini seçerek kimlik verme rolünü de oynuyor. Televizyonun stili gerçekte kitlenin seçkinciliğidir. Bu da herkese kendini kanıtlama perspektifi içinde kendi kimliğini belirleme olanağı verir.” (Charon 1992:188)

            “Kimlik verme ve meşrulaştırma olgusu, böylece televizyonun sunduğu şeye de uygun olan modernleştirici etkiyi artırmak gibi bir sonuç doğurur. Modernleşme imajı büyük şehirlerden çok, kırsal kesimde ve taşrada daha yoğun hissedilmektedir. Bu da değişimin makul ölçülerle meşru olduğu fikrinin benimsenmesiyle gerçekleşiyor. Televizyonda konuşanlar izleniyor, televizyonun gösterdiği dünya seyrediliyor ve bunlar “zihin açma” araçları olarak kullanılıyor. Televizyon, az bir farkla önde giden aynadır. O aynada toplumun önemli bir kesimi kimliğini belirleyebiliyor. Çünkü onu gösteren de tıpkı sizin gibi insanlardır. İşte televizyonu mükemmel bir “kitlesel modernleşme” aracı yapan bu çifte işlev, yani kimlik verme ve meşrulaştırma, kendisini böyle ortaya koymaktadır.” (Charon 1992:188)

            “Televizyonun değişimde önemli rol oynamasında, kuşkusuz ona duyulan güvenin boyutları da önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır, ancak bu, kitlesel seçkinciliğin estetik ve sembolik çerçevesinin kesin sınırları dahilinde gerçekleşmektedir.” (Charon 1992:189)

            “Televizyon, estetik değişimle kitle toplumunda oynadığı role denk bir gelişme faktörünü de temsil etmektedir. Milyonlarca izleyicinin ona, kendilerini değiştirmesi için tanıdıkları hakkı ve duydukları güveni açıklayan şey ise televizyonun toplumsal boyutu olduğu kadar, kendine has bir iletişim performansına sahip olmasıdır. Çünkü değişme düşüncesi ile değişmek arasında çoğu zaman bir mesafe vardır ve televizyon, sık sık düşten eyleme geçiş görevini üstlenir. Televizyon, yaşam biçimleri, modayla ilgili değişimlerdeki artışın kendisi aracılığıyla kitlelere iletildiği bir toplum için bir anlamda “estetik düzenleyici” gibidir. Toplumda bir istikrar unsuru gereklidir ve bu da yine bizzat televizyondur.” (Charon 1992:189)

            Televizyon Yarışmaları

Görsel-işitsel medyanın ortaya çıkmasından bu yana yarışma, önce radyoda sonra da televizyonda, programcılığın temel bileşenlerinden birini oluşturmuştur. Bununla beraber, 80’li yılların ortasından itibaren televizyon yarışmalarının içerik ve yaklaşımı temelden değişmiştir.

            İlk zamanlar entelektüel veya fizik ya da sadece zeka jimnastiği (1972’de ortaya çıkan “Harfler ve Rakamlar” gibi) üzerine kurulmuş olan yarışmanın, artık içeriğinden çok, getirdiği kazanca öncelik verilmektedir. Ticari kanalların gelişmesi, bu durumu daha da ileriye götürdü.

            “Şematik olarak, 1990 yılında televizyonda 5 tip yarışma yayınlandı. Birinci yarışma tipi adayların bilgisine seslenmekte ve başlangıçtan beri televizyonda yer almaktadır. “En uzun kelime”nin geliştirilmiş hali olan “Harfler ve Rakamlar”, türünün tek örneğidir. Yine bilgi üzerine kurulu olmakla beraber, daha genel olan ve “quizz” diye adlandırılan yarışmalarda soru ve cevaplar büyük bir hızla gider ve gelirler. İçeriğin az önem taşıdığı yarışmaların yer aldığı 3. tipte esas olan, değerli hediyeler kazanmaktır. “Çarkıfelek”in anlaşılması oldukça basittir ve dikkatleri kazandırabileceği miktar üzerinde toplar. Başka bir tür olarak izleme oyunu, bir çiftin hayatları üzerine eğilir ve bu kişilerin zevklerini, ilgi alanları veya farklılıklarını ortaya koyar. 1990’da bir Amerikan oyununun Fransız adaptasyonu olan “Dönme Dolap”a katılanlar arasında 22 evlilik ve dokuz doğum olmuştu.” (Charon 1992:61)

            Yarışma bazen resmi bir işlev yüklenerek, program tamamlayıcı olur: Bu bir kanalda, video kliplerin yayınlanmasına eşlik etmek veya izleyici bütün bir yayın süresince kendine bağlamak biçiminde olabilir.

            “1990’larda bütün kanalların yayın sürelerinin yaklaşık yüzde 10’unu işgal eden yarışmalar, belli kurallar üzerine kurulmuştur. İzleyicini çekebilmek için, yarışmanın 3 gereksinimi karşılaması gerekir. İlke, kuralların açıklanmasına gerek olmadan anlaşılmalıdır, izleyici de yarışmacıyla aynı anda yanıtı araştırmalıdır ve oyunun ritmi, yarışmacının niteliği ne olursa olsun, tıpkı bir drama benzemeli ve heyecanın yükseldiği anlar ile yumuşama dönemleri durmadan birbirini izlemelidir.” (Charon 1992:61)

            Yarışma programı, bir yayıncıya sayısız avantaj sağlar. Seyirci bir filmi hangi kanalda izlediğini her zaman hatırlayamazsa da, buna karşılık favori yarışma programının hangi kanalda yayınlandığını da unutmaz.

            İlk planda, yarışmalar seyirciyi kendilerine bağlar ve izleyici kitleyi en fazlaya çıkarır. Stratejik noktalara yerleştirilmiş ve 13:00 ile 20:00 haber programından önce yer alan yarışma programı, izleyicileri haberleri almak için kendine çeker ve spikerlere de, belli bir miktar izleyicinin ekran başında olduğunun güvencesini verir.

            “Çekim standardizasyonu sayesinde, televizyon oyunlarının yapımının maliyeti de düşüktür. Bazı yapım teknikleri sayesinde, bir öğleden sonra boyunca, hafta içinde yayınlanacak 5-6 bölüm çekilebilir. “Çarkıfelek” gibi bir program 1990 yılında TF1’de 80000 FF’a üretilebiliyordu ve buna, oyunun sahibi olan Amerikalılara oyun hakkı olarak ödenecek 15000FF daha eklemek gerekiyordu. Karşılaştırmak bakımından aynı koşullar altında hazırlanana ve aynı gösterim süresine sahip olan bir “soap opera”500000 FF’a üretilebilirdi. Ticari bir yayıncı tarafından oluşturulan maliyet-seyirci denklemi, diğer kısa programlara kıyasla televizyon yarışmasına uygun düşmektedir. Yayıncı, bu türle ilgili olarak riske girmek istemediğinden yarışmalar, daha önce kendini başka bir yerde kanıtlanmış olan modellerin uygun kopyaları olarak karşımıza çıkar.” (Charon 1992:61)

            Yarışma, bir yayıncının halk ile iletişim kurması için de ayrıcalıklı bir araçtır. Şu veya bu şekilde, izleyici ile kanal arasında kişisel bir bağ kurulmuş olur. Bu süreçten, karşılıklı bir bağlılık ve göreceli bir kalıcılık ortaya çıkabilir.

            Yaygın olarak izlenen kanalların güçlü ve öyle kalmaya çaba harcayan programı olarak yarışmalar, Pierre Lescure’un formülüne göre, televizyonculuk mesleğinde çıraklığın anaokuludur. (Charon 1992:61)

MÜZİK YARIŞMALARI

Ortaçağ'da ülkelerinde, örneğin  Menestrel ve Jongleur gibi kendi ozanları arasında şarkı yarışmaları düzenledikleri biliniyor. Müziğin yarışmalar için bir amaç olması Ortaçağdan günümüze uzanan bir süreci kapsar. Müzik yarışmalarının yapılma amacı, müziğin eğlence misyonu üstlenmesinin bir sonucudur. Eğlence olarak müziğin seçilmesinin sebebi de insanları birleştirici gücünün olmasıdır. Papa Gregorius’un kilise ilahilerini müzikle standartlaştırması da birleştirme gücünün olmasıyla ilişkilenir. Yarışmanın ana temasının müzik olması, elde edilecek sonuçlar açısından da önem taşır. Kimi yarışmalarda amaç sadece eğlenmek iken, kimilerinde ise  yeni şarkılar, yeni müzisyenler, yeni besteciler ortaya çıkarmaktır. Medyanın yarışmalarda söz sahibi olmasıyla birlikte, daha önceleri yapılan misyonunun dışında, günümüzde meta haline geldiği görülebilir. Türkiye’de 1965 yılında Hürriyet Gazetesi’nin düzenlediği “Altın Mikrofon Şarkı Yarışması” ile başlayan medya-müzik yarışma süreci, günümüzde Popstar yarışmalarıyla devam etmektedir.

Altın Mikrofon Şarkı Yarışması

“Türk pop müziğinde 1965 sonrasında yeni bir döneme girilir. Türkiye’nin bu dönemdeki en büyük holdinglerinden Hürriyet Holding, pop müziğin şekillenmesi için önemli bir adım atarak, Altın mikrofon müzik yarışmasını gerçekleştirir. Bu yarışmadaki en büyük özellik, batı müziği formlarına bağlılıkla birlikte, bestelerin daha önce hiç çalınmamış eserlerden olmasının ön şart olarak getirilmesidir. Bugün hala var olan pek çok orta yaş pop sanatçısı, en önemli atılımlarını işte bu yarışmadan sonra gerçekleştirmişlerdir. Cem Karaca ve Barış Manço buna en güzel örneklerdir. Yarışmaya katılan sanatçıların kendilerine has müzikal çizgileri vardır. Kimisi halk müziği ezgilerinden esinlenirken, kimisi de klasik batı müziğinden etkilenmiş, şarkı sözlerinde ise sevgi teması ön planda olmuştur. 70’lere doğru gidilirken birçok yeni sanatçı ve topluluğun ortaya çıkmasına öncülük etmiştir.” (Kızıldağ 2001:38)

"Altın Mikrofon Şarkı Yarışması, batı müziğinin zengin teknik ve şekillerinden faydalanılarak yine batı müziği aletleriyle çalınmak suretiyle Türk musikisine yeni bir yön vermek için hazırlanmıştır." Gazete, yükselmekte olan pop dalgasını görmüş ve bu dalganın batı taklitçiliği ile sınırlı kalmayarak, elden geldiğince bizden olana yaslanmasına, bizden renkler taşımasına katkıda bulunmak için kolları sıvamıştır. Katılmayı rekor seviyesine çeken önemli bir unsur daha vardır. Gazete dereceye girenlerin plaklarını da derhal basacak kârı tamamen yarışmacıya ait olmak üzere satışa çıkaracaktır. Plakların henüz çok yaygınlaşamamış olduğu ülkemizde, kar amacı güdülmeyen bu hareket, her evin 45'lik plaklar ile tanışmasını sağlayacaktır. 

Hürriyet, o zamanların en önemli kulüplerinden Kervansaray'ın sahibi İbrahim Halil Doğudan ile bir anlaşma da imzalamıştır. Altın Mikrofon yarışmasında birinciliği kazanacak olan orkestrayı, her gece yarım saat Show'a çıkacaktır.. Bu iş için kendilerine bir aylık show karşılığı 15.000 (on beş bin) lira ücret ödenecektir. Yarışmayı kazanacak olan grubun başı göğe erecektir neredeyse, plağı çıkacak, çalışıp para kazanabileceği bir mekan hazır onu bekliyor olacaktır.

Jüri ön elemeyi yaptıktan sonra finale kalan 10 yarışmacıyı belirlemiştir ve bunlar dört büyük şehirde son eleme konserlerine çıkacaklardır. Yarışmanın yapıldığı salonlara girecek olanlara, hemen girişte bir oy pusulası verilecek ve onlar da en çok beğendikleri orkestranın adını buraya yazarak çıkışta kapıdaki özel kutulara atacaklardır. Artık jüri aradan çekilmiştir. Kalabalığın arasından 10 isim seçmiş ve bunları seyircilere havale etmiştir. En çok oyu alan ilk üç grubu müzikseverler belirleyecektir.

Yarışmadan hemen sonra, Hürriyet sözünde durur ve 10 finalistin tamamının 45'liklerini basar. Plakların basılmış olması, yarışmanın en az kendisi kadar hareketlendirir piyasayı. 10 finalistin büyük kısmı, ilk plaklarına bu yolla kavuşmuşlardır. Zaten 45'lik sayımız parmakla sayılacak kadar azdır ve bir anda bu sayının üzerine 10 plak birden eklenmiştir.

1965 yılında yapılan ilk yarışmada ikinci olan “Mavi Işıklar” kısa bir zaman içerisinde şöhretin doruklarına tırmanmış ve ismini herkese ezberletmişti. Grubun bu popülerliğini, grubu yaratmış olan Hürriyet de kullanmakta gecikmedi. Gazete, 1966 Nisan ayında ikincisi düzenlenecek olan Altın Mikrofon yarışması ile ilgili duyurularını yaparken, en çok “Mavi Işıklar”a yaslandı. “Mavi  Işıklar” ikinci kez bu yarışmaya katıldı. 1966’da yapılan yarışmada daha fazla şehir gezilmiştir. Hürriyet, verdiği sözü tutar ve yarışmacıların plaklarını da basar. Ama bu plaklar, bir yıl öncesinde olduğu kadar ilgi görmez. Çünkü artık yeterince plağımız vardır ve piyasa geçen yıl olduğu gibi bu işe çok aç değildir.

1967’de yapılan yarışmada yapılan bir değişikle, daha önceki yarışmada dereceye giren kişinin tekrar katılması engellenmiştir. 1968’deki son yarışmada Doğu ve Güneydoğu Anadolu konserleri de verilir.

1972 yılında yapılan yarışma Edip Akbayram gibi çok önemli bir ismi kazandırır Türk Popu'na. Ama yine de bir şeyler değişmiştir. Anadolu Pop zaten başını alıp gitmiştir artık. Hümeyra, Barış Manço, Cem Karaca, Selda, Fikret Kızılok, Moğollar başta olmak üzere bu akım epeyce büyük isim, epeyce hit şarkı yaratmıştır. Zaman, artık 60'ların ortasında olduğu gibi imkansızlıklarla dolu değildir, bu nedenle de yarışmanın yapılıyor olması çoğunlukla kimseye ilginç görünmez.. Ama bir altın çağ yaşanmış ve yaşatılmıştır. Türk Popu, bu yarışmanın desteği ile belki de alınması yıllarca sürecek uzun bir mesafeyi Hürriyet'in Altın Mikrofon'u ile almış, geniş yığınlara sesini bu yarışma ile duyurabilmiştir. Belki artık bu yarışmayı yapmanın bir gereği kalmamıştır ama zaten maksat Türk Popu'na destek vermek olmuştu, bu da büyük bir başarı ile yapılmıştır. Hatta gelinen nokta maksadı bile aşmıştır denilebilir. Türk Popu, tahmin edilebilenden daha kısa bir süre içinde, hayallere bile sığmayacak ölçüde renklenmiştir.

Popstar Yarışmaları

Şehir ve bölge finallerinden sonra finale kalan 13 kişi ile Popstar yarışması başlıyor. Bu yarışmanın oluşabilmesi için önce yurt dışından lisans alınması, bir jüri, bir sponsor, bir televizyon kanalı ve yarışmada performansların sergileneceği büyük bir salon gerekiyor. İncelemeye böyle başlandığında organizasyon gerçekten büyük.  Şehir finallerinde yapılan çekimlerden parçalar gösterilerek jüri ve yarışmacı adayı hakkında bilgi sahibi olunmaya başlıyor.

Jüri için olması gereken modelin bile belirlenmiş olduğunu anlıyoruz. Jüride Bir iyi ve bir kötü olması gerekiyor. İyi’nin olumluyu söylemesi şart, kötü ise biraz saldırgan olmalı ve kötü davranmalı. Arayı bulacak bir “akil adam” ve bir de “sanatçı” gerekiyor. Böylece jüri tamamlanmış olmakta. Seçilen veya karar verilen jüri, finalistleri belirlemede tek yetkili. Seçim yapılırken jüri arasında da çatışmalar çıkmakta, üstlendikleri rollere göre. Böylece üri seçilen finalistlerden daha fazla tanınmakta, yarışmanın başlangıcından sonuna kadar. Seçimler yapıldıktan ve finalistler belirlendikten sonra jürinin görevi bitiyor ama her performans ve seçim gecesinde ön sıradaki yerlerini almaktalar.

Bu yarışmada jüri otoriteyi  temsil etmekte ve yarışmacılarda otoritenin yaptığı davranışlara ve söylediği sözlere karşı olumlu veya olumsuz pozisyon alan kişileri temsil etmektedir, aynı zamanda. final turları başladıktan sonra jüri de oylamaya halk gibi, sadece telefon mesajları ile katılabilmekte ve oy verecek kişileri, adaylara söyledikleri cümleler ve davranışlarla oy verenleri etkileyebilmektedir.  Toplum-otorite arasındaki ilişki hakemler ve taraftarlar arasındaki ilişkilerde kolaylıkla gözlenebilir.

Yarışmaların giderek artması büyük bir olasılıktır. Dizilerde görülen artışa benzer bir artış yaşanabilecektir. Yarışmalar arttıkça, yarışmalara ilgi azalacak ve yerine bir başka şey konulmaya çalışılacaktır.  Örnek verilmek gerekirse Çarkıfelek programının izlenme trendi gerçeği bize kolaylıkla gösterebilir.

Yarışmalar karşılığında kazançta olmalıdır. Popstar yarışması özelinde finale kalan 13 kişi Popstar olmuştur. Bu noktadan itibaren star olmak veya unutulmak seçenekleri ile karşı karşıya kalacaklardır.

Popstar Yarışmalarının Kapsadıkları

Popstar yarışmaları sadece kendi bünyesinde yapılmış bir yarışma olmayıp, medyanın desteğiyle birçok alanı kapsayan  bir meta merkezi haline geldi. Şöhret peşinde koşup para kazanmak isteyen genç insanlar için bulunmaz bir fırsattı. Yapımcılar, yarışmacılar arasındaki sınıfsal ayrımları göz önünde bulundurarak varoş-burjuva karşılaşmasını sağladılar. Böylece sosyoekonomik düzeyde seyirciye tercihler sunuldu ve her kesimden insan empati kurabileceği adayını yarışma iççinde buldu.

            Medya kuruluşları ise ithal ettikleri bu yarışmanın getirilerini gördükçe, diğer kanallara da bir sıçrama yaratarak, yarışmanın benzer versiyonlarını sunmaya başladılar. Gazeteciler köşelerini doldurmak için büyük bir malzeme buldular. Kitle iletişim araçlarının her alanında birçok çalışana maddi yarar sağladı.

            Pop İdol endüstrisinin müthiş bir sponsorluk ayağı oluştu. Star adayları kadar sponsorlar da kanallar ve yarışmalar arasında yarıştı. Beş aylık bir yarışmada milyon dolarlara varan sponsorluk bedelleri ortaya çıktı. Popstar 1'in sponsoru Coca-Cola'ydı. Yarışmacılar, Coca-Cola'nın Kırmızı Oda'sında ter döktüler. Odada en son kalan yarışmacı, o haftanın en az oy alan star adayıydı. Bir sonraki yarışmada sponsorluğa devam etmemelerindeki ana fikir, herşeyin 'ilki ve yenisinin' iyi olmasıydı. Yarışmanın mali destekçileri de (Coca Cola vb.) kendilerine bir pazar kurmuşlardır. Jüri üyelerinin masasında su yerine kutu kolaların olması bunun bir parçasıdır. Yerli kapitalist şirketler de bu tür yarışmaları, bir başka ucundan tutmaktadır. Popstar 2'nin sponsoru ise Milangaz ve Likidgaz markalarının sahibi olan Demirören Grubu'ydu. Yarışma süresince Milangaz'ın sıcak odası ekranlara yansıdı. Firma yetkilileri, “Yarışmanın marka bilinirliğimize büyük katkısı oldu, LPG pazarında üç büyük firma var. Milangaz-Likitgaz, Aygaz ve İpragaz yarışıyor, yarışma sayesinde İpragaz'ı geçtik.” diyorlar. Türkstar yarışması’nda maskot şeklinde sunulan, elemeleri geçememiş yarışmacının Milangaz kostümlerinin içinde eve gelen bir tüpçü misali elenen yarışmacılara çiçek vermesi ise kurulan bu ekonomik pazarın bir parçasıdır.

Yarışmalardan gelir sağlayan bir diğer grup ise “kayıt endüstrisi” oldu. Her bir popstar yarışması ile sektöre en az 13 isim katıldı. Kayıt endüstrisi hazıra kondu diyebiliriz. Çıkaracakları şarkıcının dolayısıyla albümün tanıtımını yapmalarına gerek kalmamıştı, popstar yarışması ürünü paketleyip hazırlamıştı. En önemlisi de çıkaracakları albüm ve de yeni isim için, acaba tutar mı kaygısı içinde olmayacaklardı, çünkü yarışmacının performansını her hafta gözlemleme olanağı vardı ve milyonların beğenisini de göz önünde bulunduruyorlardı. Daha yarışma bitmeden albüm sözleşmeleri imzalanmaya başlamıştı, büyük kayıt şirketleri favori adaylarını belirlemişti.

Her ne kadar amacı, insanların birbirleriyle haberleşmelerini sağlamak gibi görünen “iletişim sektörü” de yarışmalardan en çok gelir sağlayan şirket oldu. Yarışmadaki formel jüri bir yana, halkın asıl jüri ilan edilmesi, başlı başına bir yaratıcılıktır. Zira bir yarışma da "cep-mesaj" ile "e-mesaj" arasında yaşandı. Herkes eğlendiğini sandı, ama öte yandan da telefon şirketleri çok büyük paralar kazandı. Yeni yarışmalarla tekrar şahit olunduğu gibi, %100 kârın en büyük ortaklarından biri de, iletişim şirketleri olmaya devam ediyor. Seyirciler favori adayının bir hafta daha sahnede kalabilmesi için cep telefonlarıyla mesaj göndermeye devam ediyor. Böylece kendisine de seçme hakkı sağlanmış oluyor, bu içgüdüyle gönderilen mesajların sayısı sürekli artış gösteriyor.

Yarışmanın sürekli gündemde tutulmasını sağlayan “seyirciler” ise yarışmayı kapsayan diğer bir bölümü oluşturuyor. Haftanın iki günü televizyonları karşısında yarışmayı takip ediyorlar. Birinci gün adayların haftalık performanslarını izliyor, ikinci gün ise oylama sonuçlarını sabırsızlıkla bekliyorlar. Yapılan araştırmalar yarışmayı izleyenlerin bütün sosyo-ekonomik düzeyde insanlar olduğunu kanıtlamıştır. Ülkenin Başbakanı bile favori adayını açıklamıştır.

İrfan Kalaycı, Popüler kültür yarışmalarının ekonomik kritiği başlıklı makalesinde, “Popstar yarışmalarından devlet bile kazanç sağlıyor. Seyircinin gönderdiği kısa mesajlar, iletişim vergisi olarak devlete geri dönüyor. Farklı bir açıdan düşünüldüğünde, 13 işsiz insana ekmek kapısı açılıyor, devletin işsiz insanlarında küçük de olsa bir azalma oluyor. Bazılarına göre de, bu yarışmaların bir özelliği de, halkı sakinleştirmesi, ve böylece "siyaset esnafı"na da rahat bir nefes aldırmasıdır” diye bahseder.

Sistem açısından düşünüldüğünde ise, İrfan Kalaycı, Popüler kültür yarışmalarının ekonomik kritiği başlıklı makalesinde “serbest piyasa ekonomisi ile yönetilen tüm ülkelerde olduğu gibi, yerel kapitalist sistemimiz de boş durmamış, uzun zamandır kedi olalı bir fare tutmayı başarmıştır. Bakar mısınız, toplum, açıklanan düşük enflasyon rakamlarına sevinemezken, kimin kiminle dünya evine gireceğini ya da kimin popstarlıkta birinci olacağını merak ediyor. Hiç kimse, bizi, bu toplumun merak etmeyen bir toplum olduğuna inandırmaya kalkışmasın(!) Her şey iyi güzel de, sanki yine de eksik bir şey var gibi: Sakın o da kuşkuculuk olmasın. Alaturka kapitalizmimiz, talep patlasın diye merakımıza merak katıyor da, bizim bu yarışmalarla sanki biraz da uyutulduğumuza ilişkin bir kuşkuya yol açıyor.” şeklinde ifade eder.

Medya Takip Merkezi Verileri

MTM'nin araştırma sonuçlarına göre, "Popstar", 1 Ocak-7 Şubat 2003 tarihleri arasında, gazete ve dergilerde, tam 680 haber, 335 köşe yazısı, 31 ropörtaj ve 2 karikatüre konu oldu.

MTM Medya Takip Merkezi, Ocak başından final gecesi olan 7 Şubat'a kadar, hem yazılı basını hem de TV kanallarını incelemeye aldı. Buna göre, medyada 38 günde, Popstar ile ilgili tam 1.634 tane haber yer aldı. Haberlerin 1.048 tanesi gazete ve dergilerde yer alırken, 586 tanesi TV kanallarında yayımlandı. 23 TV kanalını izleme altında tutan MTM Medya Takip Merkezi verilerine göre, 14 TV kanalında, 556 kez ve toplam 124 saat yarışmayla ilgili haber veya program izledik. Yarışmanın yayımlandığı Kanal D, 38 günde, yarışma da dahil olmak üzere, "Popstar"a yaklaşık 76 saat yer verdi. Kanal D, aralıksız olarak Popstar yayınlamış olsa, 3 günden fazlasını bu konuya ayırmış olacaktı.

TV yayınına 4 Ekim'de elemelerle başlayan ve 7 Kasım'dan itibaren performans haftalarıyla devam eden Türkiye Popstar Yarışması'nın aldığı reklamları ölçümleyen MTM Medya Takip Merkezi, yarışmanın reklamcılık sektörüne yaptığı katkıyı da ortaya çıkardı. 7 Şubat'ta finali yayımlanan popüler yarışma ekranlara 47 kez gelirken, sadece final gecesinde aldığı reklam 82 adet oldu.

MTM'nin ölçümleme sonuçlarına göre, yarışmanın sadece final bölümü toplam 34 dakika 14 saniye reklam alırken, gecede yayımlanan reklamlar, 5.707.000 dolarlık* bir ekonomik değer oluşturdu. Yarışmanın yayımlandığı ilk günden final gecesine kadar aldığı reklamlar ise 61.768.135 USD'lık bir değere ulaştı..

Son olarak Show TV'ye transferiyle tekrar gündemin ilk sırasına oturan yarışma, 4 Ekim 2003-7 Şubat 2004 tarihleri arasında toplam 3.759 adet reklam alırken, bu reklamların toplam süresi yaklaşık 23 saat oldu. Yarışmanın aldığı reklamların oluşturduğu ekonomik değerse 61 milyon 768 bin 135 dolar olarak belirlendi.

Rakamlar büyük olunca, yapımcılar da harekete geçti ve pek çok kanalda benzer yarışmalar başladı. Show TV'ye transfer olan Popstar yoluna yeni jüri üyeleriyle devam ederken, Kanal D ise, "Türkstar" adıyla ikinci pop starını aramaya başladı. Görünen o ki, Popstar, Türkstar, Türkiye'nin Yıldızları, Akademi İstanbul derken, bu konular medyanın gündemini daha uzunca bir süre işgal edecek..

Sonuç

“İnsanlar ne bugün ne de dün birbiriyle yarışmaya başlamıştır. Örgütlü yaşamla birlikte o örgütlü yaşamın doğasına uygun ve o örgütlü tarzı destekleyen veya karşıtlığı üreten yarışma kendiliğinden gelir. Serbest zamanın kullanımında ve dilde yoğun bir egemenlik (emperyalizm) ve mücadele vardır. Bu mücadelenin egemenliği yansıtan biçimde ifade edildiği bir yer de televizyondur. Televizyon yarışma programlarından haberlere kadar bütün sunumlarında emperyalizmin dilinin (egemen bilincinin) Anadolu’da egemen “start” almasına ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmaktadır. Bu dilin Popstar gibi yarışma programlarına getirdiği bilinç belli dünya görüşünün, umutların, umutsuzlukların, beklentilerin, iyilerin, kötülerin, arzu edilenlerin, arzu edilmeyenlerin, başarının, başarısızlığın, değerli olanın,  değersizin tanımlarını yapar ve bunlarla desteklenen ilişki tarzlarını meşrulaştırır.” (Erdoğan, 2004:17)

Televizyon eğlencesinin yarattığı yarışmalar vb. diğer programlar sosyo-ekonomik yapı içerisinde pazarlanabilen ürün konumundadır. Haftanın belirli günlerinde tekrarlanan yarışmaların ürettiği sadece “oyun ve eğlence” olmayıp, programı yaratanlar için bir ürün konumundadır. Paketlenip satılmaya, sürekli tüketime hazırdır. Televizyon izleyicileri bu tür programları tüketirken, yeniden üretimi için önemli bir faktörü oluştururlar.

Altın Mikrofon Şarkı Yarışması ile karşılaştırıldığında, Popstar yarışmalarından çıkan star adaylarının daha çabuk unutuldukları gözlemlenmektedir. Popstar yarışmaları sadece bireysel performansı esas alır, yeni eserler yaratmak gibi bir amacı yoktur. Popstar yarışmasının sloganı “Türkiye Popstar’ını arıyor” olmasına karşılık, Altın Mikrofon Şarkı Yarışması “Türk Pop Müziği’ni özgünleştirme”  hedefi ile yola çıkar. Yarışmayı kazanan kişiye yapılacak albüm, her iki yarışmada da gözlemlenir.

Türkiye’de yapılan müzik yarışmalarına genel olarak baktığımızda, sadece medya kuruluşları tarafından üretilen yarışmaların büyük ilgi görmesi doğal bir sonuçtur. Bölgesel ve küçük çaplı müzik yarışmaları sadece ulaşabildiği çevrede küçük bir toplum tarafından ilgi görür. Her ne kadar çekici hale getirip yarışmacı çekebilmek gibi misyonları olsa da asıl amaç eğlencedir. Bu tür yarışmalar ancak medya ile bütünleştiği zaman bir meta haline gelir.

 

KAYNAKÇA

1-Charon, Jean-Marie (derleme) (1992), Medya Dünyası, (çev: Oya Tatlıpınar) İstanbul, İletişim Yayınları

2-Erdoğan, İrfan (Nisan 2004), Bilim ve Ütopya

3-Kaemmer, John E. (1993), Music in Human Life, Anthropological Perspectives on Music, Austin: University of Texas Pres, (çev. Yetkin Özer= Yayınlanmadı).

4-Kızıldağ, Şaban (2001), Medya Çocukları, İstanbul, Şehir Yayınları

5-Postman, Neil (1994), Televizyon: Öldüren Eğlence, (çev: Osman Akınhay), İstanbul, AyrıntıYayınları

6-Williams, Raymond (2003), Televizyon, Teknoloji ve Kültürel Biçim, (çev: Ahmet Ulvi Türkbağ), Dost Kitabevi Yayınları

 7-www.birzamanlar.net/altinguvercin