Ufkun Ötesini Görmek

Hangi başlığa yazacağınıza karar veremediğiniz ve müzikle ilgili olmayan görüşler...
Cevapla
mahiye
Mesajlar: 143
Kayıt: 16 Haz Prş, 13:39

Ufkun Ötesini Görmek

Mesaj gönderen mahiye » 04 Şub Pzr, 15:58

M.Morgül

Ufkun Ötesini Görmek ve
Türkiye Gençlik Birliğinden Umut Mesajı

Başkent Üniversitesinin yayın kuruluşu olan Kanal B televizyonunda 1.2.2007 Perşembe akşamı Türkiye Gençlik Birliğinden birkaç genç program konuğu idi. Onları dinlerken umutlarım yeşerdi. Bir genç, Mustafa Kemal’in şu güzel sözünü anımsattı:

“Küçük sorunları çözmek için halkın yanına gitmek yerine, halkı, büyük sorunları çözmeye çağırmalıyız!”

Birkaç köye kitap göndermenin çözüm olmayacağını, tıkanmış sistemin bir devrimle sıçrama yapması gerektiğini, emperyalizme ve onun işbirlikçisi feodal gericiliğe karşı halkın örgütlenmesi gerektiğini söyledi. Önümüzde bir devrim görünüyor dediler.
Aferim bu gençlere, yolları açık olsun.

Atatürk, kendi stratejisini anlatırken, “Ufkun ötesini görmek gerekir” demişti.

Bundan şunu da anlamak mümkün; önündeki küçük işlerle uğraşırsan hep önüne bakmaktan ufkun ötesini göremezsin. Zaten ufkun ötesindeki düşmanların seni bununla meşgul etmek isterler, sen onları görmeyesin ki sana iyice yaklaşabilsinler.

Bu öngörü savaş taktiklerinde de geçerlidir. İyi bir kumandan savaşacağı meydanı kendisi belirler, düşmanın belirlediği meydan zaten onun seni yenmek için seçtiği yerdir. Düşmanı işgal ettiği mevzide kuşatmak ve imha etmek en doğru savaş taktiğidir. Eğer düşmanı kendi evinin içinde bekliyorsan, bu en büyük yanlıştır. Evin, senin çocuklarının güven içinde yaşaması gereken yerdir, evin içi savaş yeri değildir.

Bunu ne için anlatıyorum; eğitimimize atılmış son bombalarla afallayan bizim eğitimcilerimize sözüm var.

Sosyal Türk Milli Eğitim sistemini bombardımana tutan liberal/bireyci düşmanın konuşlandığı merkezlerin kuşatılması, yabancılardan temizlenmesi ve halk kuvvetlerine devredilmesi ilk stratejik hedef olmalıdır. Neresidir o merkezler, iktidar, MEB, Talim ve Terbiye Kurulu, İlköğretim Genel Müdürlüğü, başbakanlığa bağlı Ulusal Ajans, Türkiye Tanıtım Yatırım Ajansı gibi yabancı sermayenin kontrolündeki birimler ve en büyük işgal edilmiş merkez de Yüksek Öğrenim Kurumu (YÖK) ve oradaki Dünya Bankası Dairesinde bulunan SPAN Şirketidir.
Bunlar ilk aklıma gelenler. Buralar ya doğrudan ya da dolaylı olarak küresel kraliyet peşindeki mali oligarşinin, yani ABD emperyalizminin mevzilendiği yerlerdir.

Bu durum karşısında şu anda ne yapmak gerektiğini bilemez halde olan bir çok meslek örgütü var. Örneğin öğretmen sendikaları, branş öğretmen örgütleri. Şu sıralar TTK dışında İlköğretim Genel müdürlüğünde iki ayda hazırlanmış olan yeni müfredatları, meslek örgütlerinin katkısı bile istenmeden yapılması da bir incinmişlik konusu olan, örgütler yeni müfredatların içerdiği yanlışları birer birer tespit edip bunları kamuoyuna açıklamak çabası içindedirler.

Oysa, bu ders ve etkinlik müfredatları “çağdaş” dünya görüşüne sahip eğitimcilerle yapıldı, programın içindeki cümleler çok yaldızlıdır, yanlış bulmakta zorlanılacaktır. Oysa yanlış olan bu derslerin çocuğun / “birey”in seçtiği zaman alacağı dersler olduğudur. Felsefe yanlıştır, liberal ekonominin istediği eğitim modelidir getirilen, itiraz buna olmalıdır. Bunun savaş alanı da müfredatların üzerindeki cümleler değildir, yanılsatma açıktır. Düşman bizi bir noktaya bakmaya yönlendiriyor, biz de düşmanın dediğini yapıyoruz!

Şimdi Mustafa Kemal gibi düşünmenin zamanıdır. Ufkun ötesini görmek ve düşmanı kendini sağlama aldığı mevzide vurmak, orada sıkıştırmak ve o kaleleri kendi kalelerimiz yapmak zorundayız.
Müfredatların ve basılmış kitapların yanlışları çok yazıldı, artık nokta virgülle uğraşmayı bırakıp hedeflere yönelmeliyiz. Üniversitelerde çok sayıda üyesi olan meslek örgütleri var, bu üyeler ve tabanda görev yapan üyeler tek bir hedefe yöneltilebilmelidir.
Eğer zihinlerimiz buna odaklanırsa, ortak akıl ve eylem planı er geç oluşacaktır.

Değerli eğitimci dostlarım, düşmanlarımızın bize çizdiği dairede sıkıştığımızın farkındasınız. Kimimiz bu müfredatlarda görev alarak hiç olmazsa gericilere bu görevi kaptırmadık rahatlığında oldular. Bize gerici kimdir diye tarif et dediklerinde kimi tarif ediyoruz, bir düşünelim, laiklik karşıtlarını değil mi? Oysa asıl gerici olanın sosyal devlet düşmanı olan özelleştirmeyi dayatan Dünya Bankasını, ABD emperyalizmini ve işbirlikçilerini hiç tarif etmeyiz, ne tuhaf. Kavramlarımızın içi değiştirilmiş. Emperyalizmle işbirliği ediyoruz ve bunu gericilere kaptırmamak adına yapıyoruz!!!

Ankara Çağdaş Drama Derneğindeki bir çok sözümona sanat eğitimcisi fonksiyonel müzik dersini yok sayan, seçmeli sanat etkinlikleri adı altında dersleri parçalayan bir programa hangi mantıkla katkı verirlerdi yoksa?

Şuna da cevap verebilirler mi acaba; bir derneğin verdiği sertifikalarla drama dersi verebilmek öğretmenlik mesleğini sertifikalı hale getirmenin aracı olmak değil midir? İşte, onların bilmediği budur. Dünya Bankası tüm dersleri parçalayıp, öğretmenlik bölümlerini fiilen kapatıp, sertifikalı kurslar haline getirip piyasada para ile bu bilgileri veren şirketler haline getirecek.

Eğitimi vahşi piyasaya devretmenin kurs programları /müfredatları “çağdaş” sözcüğünün arkasında yapılıyor. Çocuğu yalnızlaştıran “birey” başına bir müfredat çağdaşlıkmış gibi yediriliyor bize onların aracılığıyla. Sosyal Pedagojiye dayalı bir yöntem olan Eğitimde Dramayı da buna alet ediyorlar.

KİM ASIL GERİCİLİĞE HİZMET EDİYOR?

Bu programları yapanlar şimdi kendi yaptıklarını savunmak durumundadırlar. Orada yazdıklarını savunacaklardır. Oysa yazılanların yanlışlığı-doğruluğu değildir konu, bizi buna çekmek istemelerine fırsat vermeyelim. Asıl rahatsız eden konu, bu programlarla özel şirketlere devredilecek olan, adım adım geçirildiğimiz şirketleşmiş/özelleşmiş Türk eğitim siteminin bir parçası olduklarıdır, aymazlıklarıdır. Buralarda görev almadan yıllar önce onlar beyni parçalayan “çoklu zekacı” yapıldılar, dersleri parçalayıp sertifikalı diplomalılığı savunan “oluşumcu/ yapılandırmacı” yapıldılar. Bu emperyalist kapitalist bireyci eğitim modelinin sözcüsü oldular, tezlere doktoralara imza attılar, nasıl tükürdüklerini yalasınlar?

Bu insanlar bu müfredatları yaparken üstelik dolarla ücretler almışlarsa, nasıl sosyal devletin koruyucusu olmaya saflarını değiştirebilirler? Demek ki, emperyalizm kendi işbirlikçilerini de bu müfredatları bize yaptırarak yarattı.

İşimiz zor ama, biz zor işlerin üstesinden gelme deneyimine sahibiz, Mustafa Kemal gibi ışığı yolumuzu aydınlatan önderlerimiz var, genlerimizde ASYALI olmak, sosyal devletçi olmak var.

Ve işte umutlarımızı çoğaltan Türkiye Gençlik Birliği var. Onları yürekten alkışlıyorum.

2.2 2007

Cevapla